HÜDA PAR Milletvekili Demir: Kürt meselesine ilişkin kapsayıcı ve kalıcı çözümler geliştirilmelidir
HÜDA PAR Gaziantep Milletvekili Şahzade Demir, “Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında yapılacak yasal düzenlemelerin yanı sıra Kürt meselesine yönelik de kapsayıcı ve kalıcı çözümlerin geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı ve Gaziantep Milletvekili Şahzade Demir, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında; iç ve dış gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu. Demir, “Terörsüz Türkiye" süreci ve Kürt meselesi, küçük ve orta ölçekli işletmelere yönelik tepkilere neden olan maliye denetimleri, orman yangınlarının önlenmesine yönelik tedbirler ile okul öncesi eğitimde manevi ve ahlaki eğitime dair değerlendirmelerde bulundu.
Çözüm süreci olarak tarif ettikleri "Terörsüz Türkiye" sürecine dair bir çerçeve yasa metninin Meclis'e sunulduğunu beliten Demir, " Bu sunulan teklifin memleketimize hayırlar getirmesini temenni ediyoruz, kardeşliğe, birliğe, beraberliğe vesile olmasını. Türkiye'nin normalleşmesine, terörün bitmesine vesile olmasını temenni ediyoruz. Biz de HÜDA PAR olarak 4 vekil şeklinde bu yasa teklifine imzayı koyduk. En kısa sürede bunun yasalaşmasını temenni ediyoruz. Elbette her şey insanın istediği gibi olmayabiliyor ya da bu tür önemli hususların tamamıyla bizim partimizin istediği şekilde olduğunu söylemek zor olabilir, her zaman mümkün olmayabilir ama biz katkısı olsun diye, Türkiye'nin normalleşmesine vesile olsun diye, sürecin çözümüne katkı sunsun diye bazı hususlara elbette ki gözümüzü kapatıp evet dedik ve imzayı koyduk. Bundan sonraki süreçte de parti olarak her türlü katkıyı sunmaya devam edeceğiz." dedi.
Türkiye'de 40 yılı aşkın süredir devam eden çatışmalı sürecin sona erdirilmesi amacıyla atılan adımlara ve yürütülen çözüm çabalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Demir, Kürt meselesinin "Terörsüz Türkiye" başlığından ayrı ve adalet ekseninde yeniden ele alınması gerektiğini belirtti.
“Çatışmalı sürecin sona erdirilmesini destekledik ve desteklemeye devam ediyoruz”
Çatışmalı süreci bitirmeye yönelik adımları usul ve üslup çekincelerine rağmen desteklediklerini ve desteklemeye de devam edeceklerini bildiren Demir, “Kırk yılı aşkın bir süredir devam eden çatışmalı sürecin sona erdirilmesi amacıyla atılan adımları ve çözüm çabalarını, usul ve üsluba ilişkin bazı çekincelerimiz bulunmakla birlikte, destekledik ve desteklemeye devam ediyoruz. Ne silahlı örgüt jargonuyla sosyal hayatın şekillendirilmesi ne de hukuk dışına çıkarak kendilerini devletin sahibi gibi gören grup ve kliklerin toplumsal birlikteliği bozan tutum ve davranışları kabul edilebilir. Bu yöntemler, çözümsüzlükten siyasi ve maddi rant elde eden kimi karanlık çevrelerin ve dış mihrakların elini güçlendirmekten başka bir sonuç doğurmamıştır.” ifadelerini kullandı.
“Kürt meselesine ilişkin kapsayıcı ve kalıcı çözümler geliştirilmelidir”
Silah ve şiddetin çözümsüzlüğü derinleştirdiğini belirten Demir, Kürt meselesine yönelik kapsayıcı ve kalıcı yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini belirterek şunları söyledi:
“Yaşanan tecrübeler, silah ve şiddetin çözüm aracı olarak kullanılmasının yalnızca çözümsüzlüğü derinleştirdiğini açıkça göstermiştir. ‘Terörsüz Türkiye’ süreci kapsamında yasal düzenlemelerin ve ‘çerçeve yasanın’ Meclise sunulduğu bu günlerde, Kürt meselesine ilişkin de kapsayıcı ve kalıcı çözümlerin geliştirilmesi yönündeki çabalar artırılmalıdır. Toplumun bütün kesimlerini rahatlatacak, adalet duygusunu güçlendirecek ve sorunların yeniden ortaya çıkmasını önleyecek yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesinin zamanı gelmiştir.”
Bu süreçte gerekli psikolojik ve toplumsal zeminin oluşturulması, kamuoyundaki kaygıların giderilmesinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Demir, sorumluluğun siyasi iktidara, bürokrasiye ve akademik çevrelere düştüğünü belirtti.
“Toplumsal barış ve kalıcı çözüm için gerekli adımlar ivedilikle ve kararlılıkla atılmalıdır”
Kürt meselesinin; toplumsal barışın sağlanması ve güçlü bir Türkiye’nin inşa edilmesi amacıyla, adalet ve ahlak ekseninde, “Terörsüz Türkiye” sürecinden ayrı ve kapsamlı bir şekilde yeniden ele alınması çağrısında bulunan Demir, “Ayrıştırıcı, ötekileştirici ve kutuplaştırıcı marjinal grupların çıkışlarına prim verilmemeli; toplumsal barış ve kalıcı çözüm için gerekli adımlar ivedilikle ve kararlılıkla atılmalıdır.” diye konuştu.
“Denetimler; dürüst esnafı mağdur eden bir uygulamaya dönüşmemelidir”
Son günlerde özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelere yönelik maliye denetimlerinin uygulanış biçimine ilişkin yoğun şikâyetlerin olduğunu bildiren Demir, “Maliyenin kayıt dışılıkla mücadele etmesi, vergi denetimi yapması, taklit ve tağşişi önlemesi elbette asli görevlerindendir. Vatandaşımızın fahiş fiyatlardan ve haksız uygulamalardan duyduğu rahatsızlık da haklıdır. Ancak denetimler; ticari hayatı aksatan, saatlerce süren ve dürüst esnafı mağdur eden bir uygulamaya dönüşmemelidir. Bununla birlikte denetimlerin temel amacı işletmeleri cezalandırmak değil, mevzuata uyumlarını sağlayarak eksikliklerini gidermelerine rehberlik etmek olmalıdır. Kamu düzenini veya insan sağlığını doğrudan tehdit eden ağır ihlaller dışında, ilk tespitte işletmelere eksikliklerini gidermeleri için makul bir süre tanınmalı; denetimler yol gösterici, eğitici ve çözüm odaklı bir anlayışla yürütülmelidir. Kasıtlı ve tekrarlanan ihlallerde ise gerekli yaptırımlar kararlılıkla uygulanmalıdır. Böyle bir yaklaşım hem dürüst esnafı koruyacak hem de kayıt dışılıkla mücadelede daha kalıcı ve etkili sonuçlar sağlayacaktır.” şeklinde konuştu.
“Vergide adalet, denetimde ölçülülük şarttır”
Yüksek kira, enerji, finansman ve girdi maliyetleri altında ayakta kalmaya çalışan esnafın denetimler nedeniyle hizmet veremez hâle gelmesinin ne esnafa ne de vatandaşa fayda sağlamayacağının altını çizen Demir, şöyle devam etti:
“Suiistimalde bulunanlarla dürüst esnaf aynı kefeye konulmamalı; denetimler risk esaslı, ölçülü ve ticari faaliyetleri gereğinden fazla aksatmayacak şekilde gerçekleştirilmelidir. Vergide adalet yalnızca denetimle sağlanamaz. Bugün ülkemizde vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde 60’ı, başta KDV ve ÖTV olmak üzere dolaylı vergilerden oluşmaktadır. Geliri düşük olan da yüksek olan da aynı mal ve hizmet üzerinden aynı oranlarda dolaylı vergi ödemektedir. Bu durum, vergi yükünün dar gelirli vatandaşlar üzerinde daha ağır hissedilmesine neden olmaktadır. Gerçek vergi adaleti; az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasıyla ve verginin Anayasa'nın mali güce göre vergilendirme ilkesi doğrultusunda belirlenmesiyle mümkündür.”
“Manevi ve ahlaki eğitim zorunlu olmalı”
Okul öncesi eğitimde din ve değerler eğitiminin sistemli ve zorunlu hale getirilmesi gerektiğini ifade eden Demir, “Eğitimin öğrencilere kazandırdıkları ve kazandıramadıkları üzerinden müfredat ve eğitim programları tartışmalara konu olmakta, belli aralıklarla değiştirilmektedir. Okul öncesi eğitim yalnızca akademik hazırlık olarak görülmemeli; karakter, değerler, sorumluluk, saygı ve güzel ahlakın kazandırıldığı temel bir eğitim evresi olarak görülmelidir. Bu anlamda birçok ülkede din ve değer temelli eğitim modeli uygulanmakta ve müspet sonuçlar elde edildiği bilinmektedir. Türkiye’de de anaokullarında manevi ve ahlaki eğitimin sistemli ve zorunlu hale getirilmesi ertelenemez bir hak ve ihtiyaçtır. Çocuklarımız yalnızca bilgiyle değil; iman, edep, merhamet, doğruluk ve kul hakkı bilinciyle yetiştirilmelidir. Güçlü toplumun temeli, sağlam karakterli ve yüksek ahlaki değerlere sahip nesillerdir.” diye konuştu.
“Manevi kalkınmayı önceleyen bir eğitim anlayışı, ülkemizin en önemli yatırım alanlarından biri olmalıdır”
Suçla ve toplumsal yozlaşmayla mücadelenin yalnızca güvenlik tedbirleriyle sağlanamayacağını belirten Demir, “Çözüm, çocukların vicdanını ve ahlakını güçlendiren nitelikli bir eğitim anlayışından geçmektedir. ‘Ağaç yaşken eğilir.’ atasözü, eğitim politikalarının temel ilkelerinden biri olmalıdır. Erken yaşta verilecek manevi eğitim; çocukların kişilik gelişimine katkı sunacak, aileyi güçlendirecek, toplumsal yozlaşmanın önlenmesine yardımcı olacaktır. Maddi kalkınma kadar manevi kalkınmayı da önceleyen bir eğitim anlayışı, ülkemizin en önemli yatırım alanlarından biri olmalıdır.” dedi.
Orman yangınlarının; ülkenin doğasını, doğal hayatını ve millî servetini yok ettiğine dikkat çeken Demir, yangınlardan etkilenen vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini iletti.
“Ormancılık politikaları bilimsel veriler ışığında yeniden değerlendirilmelidir”
Orman yangınlarıyla mücadelede temel yaklaşımın, hızlı müdahale kadar yangın çıkma olasılığını azaltan bilimsel ve önleyici politikaların uygulanması olduğuna işaret eden Demir, “Orman yangınlarıyla mücadelede esas hedef, yalnızca yangına hızlı müdahale etmek değil, yangın riskini bilimsel yöntemlerle en aza indirecek önleyici ormancılık politikalarının hayata geçirilmesi olmalıdır. Bu kapsamda, özellikle reçine oranı yüksek çam ağaçlarının yoğun olduğu yangın riski yüksek bölgelerde, ormancılık politikaları bilimsel veriler ışığında yeniden değerlendirilmelidir. Yöresel şartlara uygun, yangına karşı nispeten daha dirençli yerli türlerden oluşan karışık orman yapısı teşvik edilmelidir.” diye konuştu.
“Yangınlara karşı daha dayanıklı orman ekosistemleri oluşturulmalıdır”
Ormanların geleceğini koruyacak, yangın riskini azaltacak ve bilimsel esaslara dayalı uzun vadeli bir ormancılık reformunun gecikmeden başlatılmasının gerekliliğine dikkat çeken Demir, “Ağaçlandırma politikaları, kısa vadeli ve plansız uygulamalarla değil, üniversitelerin, ormancılık uzmanlarının ve ilgili kurumların ortak çalışmaları sonucunda elde edilecek bilimsel veriler doğrultusunda yeniden şekillendirilmelidir. Ülkemizin yangınlarla mücadele kapasitesi her açıdan güçlendirilmeli ve yangınlara karşı daha dayanıklı orman ekosistemleri oluşturulmalıdır.” çağrısı yaptı.
"Şırnak-Van Karayolu projesi, aradan geçen 13 yıla rağmen durma noktasına gelmiştir"
Bu konuların ardından Demir, yerel bazı konulara da değindi. Demir, Şırnak-Van karayolunun 13 yıldır bitirilememesine dikkat çekti.
Demir, "2013 yılında temeli atılan ve birkaç yıl içinde tamamlanacağı vaat edilen Şırnak-Van Karayolu projesi, aradan geçen 13 yıla rağmen bütçe aksaklıkları ve yüklenici firmaların ihmalleri nedeniyle durma noktasına gelmiştir. Mevcut haliyle bu yol, vatandaşlarımızın can güvenliğini tehlikeye atmakta, bölge halkına ciddi bir zaman ve maliyet külfeti yüklemektedir. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı başta olmak üzere yetkilileri harekete geçmeye davet ediyoruz. Projenin öncelikli yatırımlar arasına alınması, ödenek tahsislerinin eksiksiz yapılması ve yüklenici firmalar üzerindeki denetimlerin sıkılaştırılması gerekmektedir. Yolun tamamlanarak ulaşım süresinin 2 saatin altına düşürülmesi; Şırnak ve bölge ekonomisine can suyu olacaktır." dedi.
"Şanlıurfa’nın bazı sulama birliklerine, elektrik dağıtım şirketlerinin biriken borçları gerekçe göstererek uyguladığı hat bazlı kesintiler ciddi bir krize neden olmuştur"
Şanlıurfa’da sulama krizi ile ilgili de Demir, şunları aktardı:
"Şanlıurfa’nın bazı sulama birliklerine, elektrik dağıtım şirketlerinin biriken borçları gerekçe göstererek uyguladığı hat bazlı kesintiler ciddi bir krize neden olmuştur. Bu uygulama; aynı hat üzerinde bulunmaları nedeniyle borcunu ödeyen üreticiyi de mağdur eden toplu bir cezalandırmaya dönüşmektedir. Ürünün suya en çok ihtiyaç duyduğu en kritik dönemde binlerce çiftçimizin tarlasını sulayamaması çiftçimizin emeğini tehdit etmekte ve ülke tarımına telafisi imkânsız zararlar vermektedir. Bu mağduriyetin kalıcı olarak giderilmesi için Tarım ve Orman Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ortak bir mekanizma ile devreye girmeli; borcunu ödeyen çiftçiyi koruyacak altyapı ve abonelik düzenlemeleri hızla hayata geçirilmelidir. Yetkilileri, çitçileri mağdur eden bu haksız uygulamaya acilen son vermeye davet ediyoruz."
"Muş, 'Riskli İller' kategorisine dâhil edilmelidir"
Son olarak Muş’ta boğulma vakaları yaşanmadan önlem alınması gerektiğini belirten Demir,
"Muş’ta yaz aylarının gelmesiyle birlikte serinlemek ve piknik yapmak amacıyla Murat Nehri, baraj, gölet ve sulama kanallarına giren vatandaşlar ciddi boğulma riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Olası bir vakada Muş’ta yetkin arama-kurtarma ekiplerinin bulunmaması sebebiyle çevre illerden ekiplerin gelmesi 5-6 saati bulmakta, günlerce süren arama çalışmaları ailelerimizin mağduriyetini ve acısını artırmaktadır. Bölgedeki yüksek su potansiyeli ve yaşanan vakalar göz önüne alınarak Muş, 'Riskli İller' kategorisine dâhil edilmelidir. Bu statü; uzman ekip, ekipman ve eğitim süreçlerinde Muş’a öncelik sağlayacak, il dışından ekip bekleme zorunluluğunu ortadan kaldıracaktır. Muş Valiliği ile AFAD başta olmak üzere yetkili kurumların gerekli adımları atmasını bekliyoruz." dedi.